Arıların bal yapmaya insanoğlu dünyada belirmeden çok önce başladıkları biliniyor. Arıcılığın tarihine bakıldığında, mağara hayatının yaşandığı on binlerce yıl öncesine kadar gitmekte olduğunu görüyoruz. Çok eski tarihlere ait arı fosilleri, benzeri tarihi bulgular ve mağara resimleri de bu görüşü doğrular nitelikte. İlk insanlar doğal olarak ağaç kovukları ve kaya oyuklarına yuvalanan oğulları öldürerek ballarından yararlanmışlardır.

Tarihi gelişim içinde taş devrinden itibaren; önce ağaç kütükleri sonra da toprak ve kilden yapılmış kaplar kovan olarak kullanılmış ve zamanla bugün kullanılan kovanlar geliştirilmiştir. Gerçek arıcılık, insanların ağaç kovukları içerisinde yuvalanan arıları öldürmeden bir miktar bal almaları ve bir miktar balı da arılara bırakmaları ile başlamıştır.

1600-1851 yılları arasında arıcılar, arıların yaşam çevrimini ve biyolojisini anlamaya başlamışlardır. Arıcılık tekniklerinin gelişmesi ile arıları kovanlarının içinde daha rahat izleme imkanı bulmuşlar ve arılar üzerindeki kontrollerini arttırmışlardır. Dikey kovanlar sayesinde arıcılar kıştan önce arıların bir kısmını öldürmeden kovandan bal almayı öğrenmişlerdir. 1851 yılında çıkartılabilir çerçeve kovanlar bulunmuş ve modern arıcılık bu buluştan sonra başlamıştır. Sonraki yarım yüzyılda olan gelişmeler önceki yüzyıllara kıyasla patlama niteliğinde olmuştur.

Ziraatın diğer alanlarıyla karşılaştırıldığında, arıcılığın dünyada belki de en yaygınlaşmış uygulama olduğunu söylemek mümkündür. Arıcılık faaliyetleri sonucunda balın yanı sıra, propolis, arı sütü, polen, arı zehri, balmumu ve arı ekmeği gibi çok değerli ürünler elde edilmektedir. Bu değerli ürünlerin yanında, arıcılık bitkisel tozlaşmaya sağladığı katkılardan dolayı da yaşam döngüsünde önemli bir role sahiptir.